Her Zaman Anlamak İçin Dinleyin

89,5 Radyo Hilal
 
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» necip fazil ayasofya hitabesi
Cuma Mart 02, 2012 7:40 am tarafından cihan sanli

» osmanli hangi bolgeyi ne kadar yonetti
C.tesi Şub. 25, 2012 7:17 am tarafından cihan sanli

» misvakin onemi
Ptsi Şub. 20, 2012 6:58 am tarafından cihan sanli

» cay nasil demlenir
Perş. Şub. 09, 2012 6:46 pm tarafından cihan sanli

» Aksam namazi guzel bir animasyon
Perş. Şub. 09, 2012 7:54 am tarafından cihan sanli

» seyh sait...
Paz Şub. 05, 2012 8:45 am tarafından cihan sanli

» kemali desifre
Paz Şub. 05, 2012 8:33 am tarafından cihan sanli

» Günlük hayatta hangi isim, kaç kere, ne için zikredilmeli?
Paz Şub. 05, 2012 7:20 am tarafından cihan sanli

» Resulullah efendimizi taniyipta sevmeyen yoktur
Cuma Ocak 27, 2012 8:52 am tarafından cihan sanli

En iyi yollayıcılar
cihan sanli
 
şerife sedef
 
Murat Eyce
 
gülşen
 
fatih
 
sevdali gozler
 
muhammedali
 
deruni
 
goramaz58
 
SiyahNur
 
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 143 kişi Çarş. Ağus. 09, 2017 5:24 am tarihinde online oldu.

Paylaş | 
 

  SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:19 am

Sezai Karakoç (Sezai Karakoç Kimdir? - Sezai Karakoç Hakkında)

Sezai Karakoç

1933’de Diyarbakır/Ergani’de doğdu. İlkokulu Ergani’de, ortaokulu Diyarbakır ve Maraş’ta, liseyi Gaziantep’te okudu. Lise sonda Necip Fazıl Kısakürek’le tanıştı.

Burslu öğrenci olarak girdiği Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1955’de bitirdi. 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu.

1967 yılında İslamın Dirilişi ve Yazılar adlı kitaplarından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam, A dergilerinde deneme ve şiirler, Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de fıkra yazıları yayımlayan Sezai Karakoç, mart-nisan 1960’ta iki, mart 1966 - mart 1967’de oniki, ekim 1969 - ocak 1971’de onaltı sayı olmak üzere Diriliş dergisini yayımladı.

1974’ten itibaren düzenli olarak 18 sayı yayınlanan, 1976’dan itibaren gazete biçiminde çıkan Diriliş dergisi yerli düşünce ve edebiyatın en önemli dergilerinden biri oldu.

1977-78, 1980 ve 1983 yıllarında da yayımlanan Diriliş, son olarak 1987-1993 arası altı yıl haftalık olarak yayımlanmıştır. Diriliş Dergisi, gerek edebiyatımız gerekse fikir ve kültür hayatımız için bir okul olmuş, çok sayıda aydın ve sanatçı yetiştirmiştir.

1990 Diriliş Partisi’ni kuran Sezai Karakoç, 1997 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar da bu partinin genel başkanlığını yürüttü.

ESERLERİ
Şiir Kitapları: Körfez,Şahdamar,Hızırla Kırk Saat,Sesler,Taha’nın Kitabı,Gül Muştusu,Zamana Adanmış Sözler,Leyla ile Mecnun, Mona Rosa.

Araştırma ve Fikir Kitapları: Yunus Emre, Mevlana, Mehmet Akif, İslam’ın dirilişi, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Ölümden Sonra Kalkış, Mağara ve Işık.


En son cihan sanli tarafından Çarş. Kas. 10, 2010 7:42 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:21 am

MONA ROZA



Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller



Ulur aya karşı kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yağmur iğri iğri düşer toprağa

Ulur aya karşı kirli çakallar



Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakışın ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Açma pencereni perdeleri çek...



Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

Bende çıkar güneş aydınlığa

Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

Seni hatırlatıyor her zaman bana

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi



Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

Işıksız ruhumu sallar da durur

Zambaklar en ıssız yerlerde açar



Ellerin ellerin ve parmakların

Bir nar çiçeğini eziyor gibi

Ellerinden belli oluyor bir kadın

Denizin dibinde geziyor gibi

Ellerin ellerin ve parmakların



Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Saat onikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona



Akşamları gelir incir kuşları

Konar bahçenin incirlerine

Kiminin rengi ak, kimisi sarı

Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine

Akşamları gelir incir kuşları



Ki ben Mona Roza bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında

Hayatla doldurur bu boş yelkeni

O masum bakışlar su kenarında

Ki ben Mona Roza bulurum seni



Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Henüz dinlemedin benden türküler

Benim aşkım sığmaz öyle her saza

En güzel şarkıyı bir kurşun söyler

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza



Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı

Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı

Alev alev sardı her tarafımı

Artık inan bana muhacir kızı



Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak



Altın bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne

Bir tüy ki can verir bir gülümsesen

Bir tüy ki kapalı gece ve güne

Altın bilezikler o kokulu ten



Mona Roza siyah güller, ak güller

Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!

Mona Roza siyah güller, ak güller



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:23 am

TAHA'NIN KİTABI



-Kav 2- 34



Günaydın bana geri gelen şiir

Bana geri gelen anıt

Bana geri gelen kalbim

Bana geri gelen kalbimin ayışığı

Gözleriyle iyileştiren yaralarımı

Kalbim güneşim efendim

Günaydın yüreğimin kuşluğu

Sürekli kuşluğu

Günaydın alacakaranlık

Ama nasıl alacakaranlık

Bizi yataklardan koparan

Dağlara yaklaştıran

Dağlara doğru fırlatan

Grevlerden grevlere koşturan

Yanardağ

Alacasıyla anne karanlığıyla baba

Loşluğuyla kardeş aydınlıyla abla

Kırmızı kırmızı bir karasevda

Siyah siyah bir kuş lamba

Hız kazanmış kristal camlarla

Gelen ve giden

İçimizde ve dışımızda

Son durak İstanbul

İlk durak Ankara



(...)



-Taha kapının önünde- 37



(...)



Ne bahardan bir gül ne yazdan bir yemiş

Ne kıştan bir imdat ne sonbahardan sada

Bir ara dinlendiriyor yüreğini Beethoven

Dört duvardan yavaş yavaş gelen

Gözlerden bir çılgınlık akıyor geriye geriye doğru

Van Goghun elleriyle kırılan bir başak mı bu

Cermen baltalarıyla frenk sopalarıyla İskandinav buzullarıyla geçti Wagner



Bir ses ki asur kabartmalarından beter

Beklenen muştunun heykeli mi kırıldı battı

Sona mı erdi eleğimsağmaların saltanatı

Akşam akşam dar sokaklar ağzında kayboldu bir bir

Hayallerimizin icadı putlar düşten yoğrulmuş tanrılar

Ergenin şeytan aldatmacaları

İnsanın ilk karşılaştığı denizlerin

Önünde yaktığı kireç alevlerinde hisar

Her hastalık bir putun kırılması mı demek

Putların toptan kırılması mı demek ölmek



(...)



-Yanardağ kıyısında yaşama- 51



Yukarda bir yanardağ

Kızgın küllerini savuruyor

Bu ölü şehrin üstüne

İşte bu şehre alıştı Taha

Kırağı çalmış evlerine

Kahvelerinde dayanılmaz bir çağrıyla

Çağıran gecelerine alıştı Taha

Geceye bir alkol gibi alıştı

Kışlarında terlediği üşüdüğü yazlarında

Bu şehre alıştı Taha

Gül açmayan baharlara

Yaprak düşmez sonbahara

Kurbansız bayramlara

Öğle öten horozlara

Ancak geceleri rastlanılan köpeklere

Tütün kokan kedilere

Kesin kesin alıştı

Yalnız sahaflarında grev yok

İşçiler lağımları akar bırakmış

Kurumuş kitabelerdir artık çeşmeler

Bir semtine yerleşti

Özler durur öbür semtini

O nerdeyse cehennem orası sanki



-Çile- 55



(...)



Kaleye hücum ettiği an Zülküfül

Kılıcı uzatan Tahaydı

Bir kere daha kayalık leylaklarında

Zülküfülden bir tad aradı Taha

Halkın söylediğine göre onun kanıydı bir çiçek

Ki açmazdı gerçekten o dağdan başka hiçbir dağda

Ağzı yakan bir çiçek özel bir çiçek

Gerçekten bu çiçekten süt umar

Sütü kesilen kadın

Su umar

Suyu kesilen bahçe

Soy umar soyu kesilen erkek

Yahyanın başı da bu çiçekte

Kalbe bir mızrak gibi inen bu çiçekti



Secdeden secdeye sıçrayarak Taha

Selam sana Zülküfül

Selam sana Yahya

Selam sana İsa

Selam sana İbrahim

Selam sana Musa

Selam sana Süleyman

Selam sana Davut

Selam sana Yuşa

Selam sana Ahmed

Selam sana Muhammed

Selam sana Mustafa

Mustafa selam sana

Ey seçilmiş seçilmiş

Mustafa selam sana

Ey öğülmüş öğülmüş

Muhammed selam sana



Ateşi gördü kurbanı yarılan denizi

Yahyanın kesilmiş başını altın tepsiyi

İkiye biçilen zeytini

Karadan korkup da çekilen denizi

Bedirde bir toz toprak içinde

Zaferi tattı dişleri aydınlandı sevinçle

Güneş batarken çölde

Taha da Peygamberle birlikte

Zafer sevinci içinde

Baş geriye gitmiş taşı eritmiş gitmiş

Vücut incir gövdelerinin arasında terk edilmiş





-Taha'nın ölümü- 59



Ölen şehirlerdir Taha değil

Kuruyan nehirlerdir

Lambadır sönen kış dökülmüş içine

Sonbahar yaprağı ırmağı emmiş

Asfalttır çekilen sıva bereket toprağının

Bu Tahanın ölümü değiş yürüyüşü mezarların

Kabirlerin şamarıdır çağın yüzüne

Geceye batışıdır taş bakışlarının

Tarihle öpüşme bitmiş demektir

Güneşten aya

Aydan geceye inmiş demektir masal

Fal

Kadın ellerine ısmarlanmış olan

Fincanlardan fincanlara armağan

Sabahların bakırı zehir özleminde

Ekmek rafların en gerisinde

Ev eskimiş yıpranmış depreme gebe

Taşlar birer birer mineralerden düşmede

Kubbenin kurşununu kesmiş bir elmas

Cam kesmeye mahsus olan

Her gece kalbimize musallat olan

Cami kubbelerini eriten şimşek

Kalbimizin özünü kemiren akşam

Ağaç yutmuş kabrin taşını yazısını

Ölüler kalmamış haykırdı Taha ne de babalardan bir anı

Sur yıkıntıları ölüme açılmış

Ölü kalmamış ama ölüm tutuyor güneşi toprağı

Ölü kalmamış ama ölüm hayat halini almış

İçine girdiğimiz yılan turşulu ölümle

Değişe değişe bozulmuş ölüm bile

Nerde ölümün o ak o yeşil

O siyah kırmızı keskin rengi

Artık ölüm ne gri ne kahverengi

Ne gök rengi ne yer rengi

Ölüm bir grev gibi kaplamış ülkemizi

Ta can evimize kast eden bir grev gibi

Batı bu karanlık grevin gözcüleri

Doğu sonsuz bir grevin

Çocuk düşüren bir anne gibi

Güneşi düşürmüş son seheri

Taşlar birer birer minarelerden düşmede

Geceler bir inme gibi inmede

Bir felç geldi gökten ve topraktan

Doğudan ve batıdan

Kollara bir zincir gibi yapışan

Ayakları ateşin gıcırtısıyla yakan

Kalb Yakup ve Yusuf öyküsünden boş

Kafa bütün karıncalarla sarhoş

Dudağı kessen bir şarap gibi

Felç inmiş ağzımıza yakan bir kireç gibi

Ağız mermerle örülmüş

Kapatılmış yedi uyuyanlar maparası

Develer çöle dağılmış

Ateş sönmüş kervan batmış

Kervana yol gösteren yıldız yanmış

Saksılarda kömürü soluya soluya can vermiş çiçek

Sevgiliye uzatılmış ama sevgili ölmüş

Baba demiş hasta çocuk ama baba gitmiş

Kapı çalınmış ama kimse yok önünde

Belki bir yabancılık belki bir rüzgar çalmış

Dağ çingenelerine ısmarlanan fallardan

Bir daha bir haber alınamamış

Bu yıl baharda menekşeler biile açmamış

Anneler kirazları beklerken

Bir bardak suda ölüm kaynamış

Ölen şehirlerdir Taha değil

Taşlarını fırlatan minareler

Veriyor son felç hıncından bir haber

Felç öfkesinden bir sayfadır önümüze açılan

Oku okuyabildiğin kadar ölüm dersinden

Taha birkaç kelime kaldı söylenmedik

Felçten önce birkaç kelime söyle

Son birkaç kelimeyi de söyle

Öleceksen bari öyle öl öyle

Uğursuzluk akşamı çökmeden

Kısa süren

Kutsal bir öğle gibi

Son birkaç kelimeyi söyle



Arkadaş aynalar kırılmış

Gerdeklerin şiddetinden değil

Savaştan dönen yiğitin

Sevinç mızrağından değil

Aynalar farelerin tıkırtısından bezmiş

Kırılmış kırılmış aynalar bezmiş

Kırılmış kırılmış aynalar kırılmış

Kırılmış yarasaların soluğundan

Baharı kalmamış ondan kırılmış

Ortasından çatlayan bir zamandan kırılmış

Aynalar kırılmış Tahanın yatağına bir adım ırakta

Taha ırakta aynalar ırakta

Yatak bir karantina kazanı gibi kaynamakta

Felç bir kar şehri gibi şehri gömmekte beyaza

Dağların beyazına değil ölümlerin beyazına

Köpük ölünün sarasının tükrüğü

Duvar yanmış bir Kur'an sağlam kalmış duvarda

Fırlayacak kuvvet yok kol yastığa dayandığında

Ayakları şimşek yakmış

Ezmiş bir gök gürültüsü kaburgaları

Yatak yapışmış vücuda nasıl koşacaksın Taha

Nasıl koşacaksın taş araya girmiş Kur'ana



-Taha'nın Dirilişi- 63



Dört melek ve Kur'anla

Dirildi Taha

Onulmaz bir ölümle

Kavuran bir felçle

Öldüğü halde

Dört melek ve Kur'anla

Dirildi Taha

Cebraille Mikâille

Üç Sûr ve İsrafille

Azraille bile

Dirildi Taha

Yatağında bozulmuş bir bağ gibi

Kavrulmuş yapraklar gibi



Dağılmış ve kendi kıyametini

Ve kendi onulmaz mahşerini yaşamışken

Nemrudun ateşinde yanmışken

Firavun suyunda boğulmuşken

Dört melek ve Kur'anla

Peygamber soluğuyla

Dirildi Taha

Açtı sofrasını Mikâil

Nimetler sofrasını

Bal zeytin ve nardan

Su getirdi dağlardan pınarlardan

İlkin dudağını ıslattı bengisuyla Tahanın

Geçti bir eleğimsağma omuzlardan

Taşıyan o gülümsemesini Hızırın

Hızır güldü

Kur'anı Cebrail açtı

Sofrayı Mikâil açtı

Ölümü öldürdü Azrail

Sûrunu üfledi İsrafil

Dirildi Taha

İşte böyle dirildi Taha



Durun anlatayım size melekler

Tahayı nasıl dirilttiler

Anarak İsanın doğumunu

Anarak Muhammed Mustafanın doğumunu

Melekler

Tahayı dirilttiler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:24 am

YAĞMUR DUASI



BEN geldim geleli açmadı gökler

Ya ben bulutları anlamıyorum

Ya bulutlar benden bir şeyler bekler

Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum

Ben geldim geleli açmadı gökler



Bir yağmur bilirim bir de kaldırım

Biri damla damla alnıma düşer

Diğerinde durur göğe bakarım

Ne şehir, ne deniz kokan gemiler

Bir yağmur bilirim bir de kaldırım



Nedense aldanmış ilk gece annem

Efsunlu bir gömlek giydirmiş bana

İişte vuramadı gökler bana gem

Dinmedi içimde kopan fırtına

Nedense ilk gece aldanmış annem



Biri çıkmış gibi boş bir mezardan

Ortalıkta ölüm sessizliği var

Bana ne geldiyse geldi yukardan

Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar

Biri çıkmış gibi boş bir mezardan



İyiki bilmiyor kalabalıklar

Yağmura bakmayı cam arkasından

İnsandan insana şükürki fark var

Birine cennetse birine zindan

İyiki bilmiyor kalabalıklar



Yağmur duasına çıksaydık dostlar

Bulutlar yarılır hava açardı

Şimdi ne ihtimal nede imkan ar

Göğe hükmetmkten kolay ne vardı?

Yağmur duasına çıksaydık dostlar



Ben geldim geleli açmadı gökler

Ya ben bulutları anlamıyorum

Ya bulutlar benden bir şeyler bekler

Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum

Ben geldim geleli açmadı gökler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:25 am

TAHTA AT



Dostlarımız geldi hafif danslar geldi

Şeker verdik aslan yeleleri aldık kırk kapı açtık

Kırk kapı açtık Mavi Sakal öldü

Kırk odanın içinde güzel aslanlar güldü

Sen güldün Asya güldü hafif danslar geldi



Gel kalbini saat yap odamıza

Saatin içine kutsal sözler yaz

Güneş yap aşka güzel ölümleri uslu ölümleri

Gel mesut odalar içinde çözül güzel bulmaca

Güzel ve mağrur ve katil



İç dünyamı ikili susmalarla bölme

Şiir günlük konuşma dilimiz

Kıskançlığımdan örülme bir perde

Perdeye çarpan beş deniz

Kuvveti yok bende itham etmek hakkından önce



II.



Dostlarımız geldi sağlam izleri var karda

Yapacaklarının yapılabileceği iyi öğretildi onlara

Ve sağlam kutular içine koydular gölgelerini

Karışık bir ses teller üzerinde Londra

Gel bu gece görülmemiş bir şey olacak



Yanlış bir dağın altından yanlış bir su çıkarsa

Kaybolursa taşlar içinde taşlar getiren taş bir bulut

Eşkiya heybesinde çizgili kayığa asıl

Merhametin bildik kaynağı eşkiyalar

Kıldan ince çarpık bilgileri unut

Sessiz derin sonsuz yaslı duvarlar önünde

Türküler içinde en şen en senin olanı söyle



III.



Aşk kadar nazlı saat kadar gerçek

Bir bülbül bakıyor bana doğru

Boş oda kadar tedirgin tehlike kadar güzel

Bir bülbül içimde sedefle kaplanıyor

Payıma korkarım eşsiz bir azap düşecek



Dostlarımız geldi öldü büyücüler

İnsanla peygamber arası basık bir gürültü içinde

Korkunç ilgiler döner dolaplar

Sedef gurur ve inat içinde



Seni bana getirsin ölüm yatağımdayken

Kırık ayaklı tahta at.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:26 am

LEYLA'NIN BİR IŞIĞA DÖNÜŞMESİ



Mecnun'la aynı anda mı

Biraz önce mi biraz sonra mı

En yeşil vahalar bereketinde

Bir ışığa dönüştü Leyla Ece

Evden yükselen bir ışık sütunu

Yükselip tuttu ışık olan Mecnun'u

Gördü herkes gökte yarıştı iki ışık

Birbirine kavuştu iki ışık
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:29 am

RÜZGÂR



Uçurtmamı rüzgâr yırttı dostlarım!

Gelin duvağından kopan bir rüzgâr...

Bu rüzgâr yüzünden bulutlar yarım;

Bu rüzgâr yüzünden bana olanlar...



O ceviz dalları, o asma, o dut,

Gül gül, mektup mektup büyüyen umut...

Yangından yangına arda kalmış tut.

Muhabbet sürermiş bir rüzgâr kadar.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:30 am

MECNUN, MUM VE PERVANE



Bir gece Mecnun'un yaktığı

Bir mumun etrafında

Dönüyordu

Zavallı incecik bir pervane

Mumsa devrilmek istiyordu

Pervane yerine

Mecnun'un üstüne üstüne

Sevgili mum

Dedi Mecnun

Sevdim seni

Acıdığın için pervaneye

Bende önerirdim

Kader izin verseydi

Beni yakmanı

Onun yerine

Ama acele etme vakit var

Sayılıdır saatler dakikalar

Azrail bile senden sabırlıdır

Burada sencileyin benim de işim var

Ben herkes için

Değişik ve ayrı dozda

Soyut bir otobiyografyayım

Herkesin yaşadığı bir iç tarih

Hekesin yüreğinden geçen bir coğrafya

Gidip gidip varacakları

Fakat ulaşamayacakları

Bir panorama

Kaderin zaman zaman

Kabaran kanlara uyguladığı

Nirengi noktaları batmış

Beyaz bir karanlığa batmış

Mutsuzca mutlu bir topoğrafya



Sonra gece bitti mum söndü

Bu söyleşilerle tan atarken

Pervane Mecnun'a

Mecnun pervaneye döndü

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:30 am

MECNUN VE TOZ BULUTU



Bir gün Mecnun

Yalnız ve yorgun

Karşıda bir toz bulutu gördü

Sanki geliyordu O'nu yutmak için

Dedi dur ey toz bulutu

Karanlığın bereketi ölüm otu

Acele etme vakit var

Sayılıdır saatler dakikalar

Azrail bile senden sabırlıdır

Burda sencileyin benim de işim var

Arzum şu ki ödev bitip gün dolsun

Benim de kaderim mutluca

Bir toz zerresi olmak olsun
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:31 am

TUT



Son kaya iniyor kuyu aydınlanıyor

Ses insanın derinlerde parlayan

Son isyan denemesi oluyor güzel

İçimde yaman tutuk bir şair doğuyor

Tut elimden

Dosta düşmana karşı bir iyi konuşayım

Tut

Kulede saat kırılmasın

Geyikler sağır

Rüyalar boğuk olmasın



Son kıral ağlıyor, üstünde son kuş yoruluyor

Halkın kayıp annelere karşı saygısı yok

Tut elimden

Düşen tüyleri toplayalım

Tut

İsimsiz çocuk ağlamasın

Kuyuda ışık sönmesin

Kırk oda içiçe dönmesin

Halayıklar sağır

Dualar boğuk olmasın



Son insan yürüyor

Tut elimden kaçalım

Kaçalım kaçalım

Bizi kimseler görmesin

Arıyanlar bulmasın

Tren duvarları sarsmasın

Yürek bu kadar hızlı çarpmasın

Kan böylesine hızlı akmasın

Askın kulakları sağır

Sesi boğuk olmasın

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:32 am

SİLA AŞKTIR



Ülkedeki kuşlardan ne haber vardır

Mezarlıklardan yükselen bir bahar vardır

Aşk celladından ne çıkar madem ki Yar vardır

Yoktan da vardan da Öte bir var vardır

Hep suç bende değil

Beni yakıp yakan bir nazar vardır

O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

Sakın kader deme

Kaderin üstünde bir kader vardır

Ne yapsalar boş

Göklerden gelen bir karar vardır

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:33 am

VEDA



Silahlara veda

Geceye rüyaya ve sana

Yalnızlığın geyik gözlü köşesinden

Düzenlerin çıkmazına



Çizdiğim resmin

Saat kulesi ağlıyor

Ağzım o çeşit yok

Şişe bu çeşit var



Sen bir gece gelsen

Güneş doğmasa

Gitmeden yine gelsen

Bu yeni geleni

Bu bize bakanı

Sana bir anlatsam

Güneş doğmasa

Sandıkların içini göstersem sana

Çizdiğim resmin

Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde

Bir rafa koyabilsen

Olup biteni ve onları

Sabaha kadar konuşsak

O ürkek ürkek bakanı sana bir anlatsam

Ateşi karı tüfeği çeksem

Ocağa pencereye kapıya



Kemana veda



Yağmurda şeytan ve şapkası

Silahın ölümünü kutluyorum



Tren kaçırmış gibiyim



Sana veda
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:35 am

ÖLÜM VE ÇERÇEVELER



Bir lamba yanıyor hafif ve sarı

Garip bir yolculuk, tren ve geyve

Bir hançer bölüyor, ah... rüyaları:

Bir rüya, bir hançer, bir el: ve, ve, ve...



Lambalar yanıyor hafif ve sarı

Gece kar yağacak sabaha kadar

Toprakta et, kemik çatırtıları...

Yarı ölüleri bir korku tutar,

Değince bir taşa kafa tasları,

- Ölüler ki yalnız tırnakları var,

Ve yalnız burkulmuş diz kapakları...



Bir lamba yanıyor hafif ve sarı,

Esmer delikanlı, hatıra ve kan.

Yeşil gözlü kızın hıçkırıkları,

Sızıyor bir kapı aralığından,

Lambalar yanıyor hafif ve sarı



Bir lamba yanıyor hafif ve sarı

Açıyor elini göğe bir kadın

Uzuyor, uzuyor altın saçları

Uğrunda ölünen güzel kızların



Lambalar yanıyor hafif ve sarı

Çocuklara açar mağaraları

Güngörmemiş kuşlar ve örümcekler

İlân-ı aşktan dil balıkları

Aşina suları çabuk terkeder.



Lambalar yanıyor hafif ve sarı

Bakıyor ateşe, küle böcekler.

Köpekler parçalar kanaryaları

Mektupları bir boz ağaç kurdu yer

Baykuşlar ötüyor harabelerde

Yanıyor lambalar hafif ve sarı.



Bir kaza kurşunudur her yerde

Süvarisiz şaha kalkan atları

Bir ruhun ışığı vardır göklerde

Lambalar yanıyor hafif ve sarı

Ötüyor baykuşlar harabelerde.



Bir lamba yanıyor hafif ve sarı

Titriyor yıldırım düşmüş gibi yer

Bekledi arzuyla karanlıkları

Anneler, babalar, erkek kardeşler:

Tâ içinden duyar ani bir ağrı

Bir hüzün şarkısı tutturur gider

Anneler, babalar, erkek kardeşler...



Lambalar yanıyor hafif ve sarı

Her yatak dopdolu, bir yatak bomboş

Bir neşe şarkısı tutturur gider

Birinci, ikinci, üçüncü sarhoş

Kurşunlar sıkılır göklere doğru

Serçe yavruları havada titrer

Lambalar yanıyor hafif ve sarı...

Bir lamba yanıyor hafif ve sarı

İnce yelkenleri alıyor yeller

Titretir kalpleri ve bayrakları

Gemiden toprağa uzanan eller...



Lambalar yanıyor hafif ve sarı

Bir yosun köküne hasret kalacak

Gizli hazineler, su yılanları...

İnce yelkenleri alıyor yeller

Bir lamba yanıyor hafif ve sarı



Bir lamba yanıyor hafif ve sarı

Beyaz pelerinli hür tayfaları

Kendine bağlar siyah kediler

Titriyor gönüller ve kara bayrak

Bir yosun köküne hasret kalacak

Gemiden toprağa uzanan eller

Bir lamba yanıyor hafif ve sarı



Bir lamba yanıyor hafif ve sarı

Garip bir yolculuk, tren ve geyve

Bir hançer bölüyor, ah... rüyaları:

Bir rüya, bir hançer, bir el: ve, ve, ve...

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:36 am

KAR ŞİİRİ



Karın yağdığını görünce

Kar tutan toprağı anlayacaksın

Toprakta bir karış karı görünce

Kar içinde yanan karı anlayacaksın



Allah kar gibi gökten yağınca

Karlar sıcak sıcak saçlarına değince

Başını önüne eğince

Benim bu şiirimi anlayacaksın



Bu adam o adam gelip gider

Senin ellerinde rüyam gelip gider

Her affın içinde bir intikam gelip gider

Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın



Ben bu şiiri yazdım aşkın çeşidi

Öyle kar yağdı ki elim üşüdü

Ruhum seni düşününce ışıdı

Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:38 am

HIZIRLA KIRK SAAT'TEN



Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz

Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz

Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı

Günlere geldim bunu bana öğretmediniz

Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı

Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim

Bunu bana söylemediniz

İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler

Bunu bana öğretmediniz

Kardeşim İbrahim bana mermer putları

Nasıl devireceğimi öğretmişti

Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım

Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini

nasıl sileceğimi öğretmediniz



Bir kentten daha geçtim

Buğdayları yakıyorlardı

Yedikleri pirinçti

Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı

Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı

Pirinçler gibi çoğalıyorlardı

Atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum

Öpüp çıkıp gittim yelelerini

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:39 am

ANNELER VE ÇOCUKLAR



Anne ölünce çocuk

Bahçenin en yalnız köşesinde

Elinde bir siyah çubuk

Ağzında küçük bir leke



Çocuk öldü mü güneş

Simsiyah görünür gözüne

Elinde bir ip nereye

Bilmez bağlayacağını anne



Kaçar herkesten

Durmaz bir yerde

Anne ölünce çocuk

Çocuk ölünce anne
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:40 am

BEN KANDAN ELBİSE GİYDİM HİÇ DEĞİŞTİRSİNLER İSTEMEZDİM



Kendinden birşeyler kattın

Güzelleştirdin ölümü de

Ellerinin içiyle aydınlattın

Ölüm ne demektir anladım



Yer değiştiren ben değildim

Farklılaşan sendin

Sendin bana gelen aynalarla

Sendin bana gelen sendin



Artık ölebilirdim

Bütün İstanbul şahidim

Ben kandan elbiseler giydim

Bundan senin haberin var mı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
cihan sanli

avatar

Mesaj Sayısı : 354
Kayıt tarihi : 28/09/09
Yaş : 32
Nerden : SUUDIARABISTAN

MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   Çarş. Kas. 10, 2010 6:41 am

ÇOCUKLUĞUMUZ



Annemin bana öğrettiği ilk kelime

Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde



Annem bana gülü şöyle öğretti

Gül, Onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi



Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus

Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus



Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde

Binmiş gelirdi Ali bir kırata



Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından

Asyada, Afrikada, geçmişte gelecekte



Biz o atın tozuna kapanır ağlardık

Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü



Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü

Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman



Ali olmaktan bir sedef her çocukta



Babam lambanın ışığında okurdu

Kaleler kuşatırdık, bir mümin ölse ağlardık

Fetihlerde bayram yapardık

İslam bir sevinçti kaplardı içimizi



Peygamberin günümüzde küçük sahabileri biz çocuklardık

Bediri, Hayberi, Mekkeyi özlerdik, sabaha kadar uyumazdık



Mekkenin derin kuyulardan iniltisi gelirdi



Kediler mangalın altında uyurdu

Biz küllenmiş ekmekler yerdik razı

İnanmış adamların övüncüyle

Sabırla beklerdik geceleri



Şimdi hiçbirinden eser yok

Gitti o geceler o cenk kitapları

Dağıldı kalelerin önündeki askerler

Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
SEZAI KARAKOC hayati ve eserleri
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» mustafa sandal'ın özel hayatı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Her Zaman Anlamak İçin Dinleyin :: (¯`·._.·[ EDEBİYAT KÜLTÜR SANAT ]·._.·´¯) :: Önemli Şahsiyetler-
Buraya geçin: